FOTOĞRAF

EMİNÖNÜ PERŞEMBE PAZARI YIKIMLARI 1986 * Erdal Yazıcı Söyleşilere dön

ARA GÜLER'E SAYGIYLA....... İstanbul Belediyesi’nin Haliç kıyısı yıkımları sürüyor; “yol açmak, park alanı kazandırmak, Haliç kıyısını güzelleştirmek için” korunması gereken birçok Bizans yapısı ve -yörenin özgün dokusunu yansıtan- sonraki dönem yapıları yıkımla yok ediliyor. İş makinalarının homurtuları, tozu, dumanı arasında yıkımı belgeleyen “Foto Muhabiri Ara Güler” iş başında… Eminönü, Perşembe Pazarı’nda, sahildeki yüzlerce yıllık yapılar iş makinalarının kepçeleriyle acımasızca paramparça ediliyor; bir duvar yıkımına çevirdiğimiz kameralarımızla karşı karşıya gelirken, merhabalaşıyoruz; “ne arıyorsun buralarda?” dercesine bakıyor; tanışıyoruz; kendisini iyi tanıyorum, ama o benimle ilk defa karşılaşıyor. Ne iş yaptığımı, niçin buralarda fotoğraf çektiğimi soruyor; “Ulan, İstanbul elden gidiyor, yıkılıyor da bir fotoğrafçı, belgeselci yok ortada; önceki gün, fiyakalı üç-beş fotoğrafçı geldi; ağızlarında pipo, fiyakalı makinaları, çantaları ve ütülü pantolonları… pezevenkler, çekecek bir şey bulamadılar, defolup gittiler…” diyor; sitem ediyor, öfkeleniyor… İş makinaları, yapıları parçalayıp yok ederken Ara Güler olayın tam ortasında yerini alıyor geniş açılı objektifiyle… Yıkımı yapanlar sürekli uyarıyorlar Ara Güler’i, kızıp bağırıyorlar; “…çekil be adam duvarın altında kalacaksın…” Siyah-beyaz film takılı kameramla olayı belgelerken Ara Güler kameramın görüş alanına giriyor birden: Duvarın altında kalmaktan son anda kurtuluyor; toz bulutu içinde canını kurtarmak için büyük bir hızla bana doğru koşuyor. ‘O an’ filmimde donup kalıyor; kendi deyimiyle “görsel tarih” in sayfası içinde yerini alıyor. Yıkım sırasında yağmacılar da iş başında; yüzlerce yıllık yapıların artıkları yağmalanıyor; daha çok objektifimi yağmacılara çeviriyorum, ama Ara Güler “yok edilen tarihi” belgeliyor. Her seferinde “İstanbul elden gidiyor lan…” diye bağırıyor küfürle karışık. Ustayla bir hafta birlikte çekim yaptım yıkım yerlerinde. İstanbullu “Foto Muhabiri Ara Güler” kendisini sorumlu hissediyor, kentine sahip çıkıyor; tanık olduğu yıkımı Dünya’ya duyurmaya çalışıyor. Bir haftalık birlikteliğimiz sonunda bu kaosun, yıkımın içine Ara Güler”i çeken asıl duygunun yaşadığı kente sahip çıkma duyarlılığı ve kültür varlıklarını koruma bilincine sahip olduğunu görüyorum; yıkımda yok edilen yapıların mimari detaylarını en ince ayrıntısına kadar fotoğraflıyor: “Hiç değilse bu belgeler tarih sayfalarında kalsın…” Öğretici bir deneyim yaşıyorum bir hafta içinde; keskin dilli Ara Güler”in objektifinin doğru anda ve yerde olduğunu görüyorum her seferinde; saniyeden küçük zaman dilimi içinde karar verişi, doğru açı ve ışığı seçişi ve ardından deklanşörünün sesi… Hayatını hiçe sayıyor olay yerinde; korkusuzca yerini alıyor uygun yerde. Yaşanan dramın her anında mutlaka olayın içindeki insanlar giriyor film karelerine; yorgun, toz içinde çalışanları, yağmacıları, olayı uzaktan seyreden yıkıma karar verenleri yakalıyor objektifi… Yıkım sonrasında fotoğraflarını sıkça gördüm yayın organlarında; sonraki görüşmelerimizde görevini yapmış, sorumluluğunu yerine getirmiş rahatlığı göremedim Ara Güler’de; içi sızlıyordu her konuşmasında; “Ulan, İstanbul yıkılırken iki fotoğrafçı vardık; bir o, biri de ben…” Oysa Tarihi dokunun yok edilişini uzun süre, ayrıntısına kadar belgeleyen Ara Güler’di; benim yaptığım, yağmayı ve kaosu belgelemekti… *NOT: BU METİN, SAĞLIĞINDA “ARA GÜLER’LE ANISI OLANLAR” KİTABI İÇİN 15 KASIM 2015 GÜNÜ KALEME ALINDI AMA YAYINLANMADI; İLK DEFA YAYINLANIYOR…