URANUS YAYINLARI 2026 / Uzak Kent, altı foto röportajdan oluşan bir seçki: Topkapı Bitpazarı, Göçer Ramazan Davulcuları, Haliç Sandalcıları, Erzurum Çayevi, Eskiciler ve Aşevi Sakinleri bu seçkinin parçaları. İstanbul’u, İstanbulluyu, İstanbullu ol(a)mayını anlatan foto röportajların birincisi Topkapı Bit Pazarı… Topkapı’da, Trakya Otogarı’nın yanı başında kurulan bit pazarı sakinlerinin öyküsü ilk çalışmam; beş taslak metni beğenmeyip, altıncısında karar kıldığım ilk göz ağrım. Yayınlanmasını sabırsızlıkla beklediğim 1987 yılı Mart günleri… Ve büyük coşkuyla hazırladığım diğerleri… Edirnekapı surlarının gölgesine, Mart soğuğu ve çamur batağında çadırlarını kurmuş Ramazan Davulcuları foto röportajın diğer kahramanları… Kış soğuğunda bir davulcu çadırının içinde en çok içimi sızlatan, yaşı 90’ı geçmiş, çocukları ve torunları arasında -bir çınarı andıran- kadındı; yanı başında, yalınayak, yemek tenceresinin dibini sıyırmak için çekişen torunları yoksulluğun, açlığın ve çaresizliğin simgesiydi adeta! Haliç Sandalcıları’ndan ‘İsmail Dede’ye ne demeli? İlerlemiş yaşına karşın “genç sandalcılara taş çıkartan bir delikanlı”ydı. Hoş sohbetiyle yolcularını Haliç’in bir yakasından diğer yakasına taşımayı sürdürüyordu. Ünlü Erzurum Çayevi ise, eski Galata Köprüsü’nün altında nargilecilerin mekânıydı; çayevinin gediklileri Recep Bey’in müşterileri nargilecilerdi. Eskicileri tanımayan var mı? Sokak aralarında, kentin eski hanlarında ve tarihi cami aralıklarında sıkça karşılaştığımız eskicilerin (torbacıların) müşterileri arasında “doktor, öğretim üyesi…” bile vardı. Son foto röportaj ise Eyüp Sultan Külliyesi içindeki imarethanede her gün saat 12.00’de sıraya girip düzenli yemek alan aşevi sakinleriydi; imarethanenin diğer sakinleri ise kurban kestirmeye gelenlerdi. Bu seçki, Cumhuriyet Gazetesi ve bazı dergilerde 1987 yılından başlayarak 1990’lı yılların sonuna değin yayınlandı. 30 yılı aşkın aradan sonra fotoğraf arşivimden yeni derlediğim fotoğraflarla foto röportaj dizisinin üçüncüsü, bu kitap oluştu: 1980’li, 90’lı yıllarından İstanbul öyküleri…
URANUS YAYINLARI 2026 / URANUS PUBLISHER 2026 / www.uranus.com.tr
Değişen üretim-tüketim koşulları yüzünden üretimlerini durduran zanaatkârların öyküsü.
ATAOL YAYINLARI - 1992 / www.uranus.com.tr
Tükenen Zanaatkarların Renkli Yüzleri.
TOPRAKBANK YAYINLARI - 1992
Erdal Yazıcı’nın gözünden, fotoğraf karelerine kaydedilen "çocukluk hallerine" tanıklık edeceğiniz siyah&beyaz fotoğrafların yer aldığı kitap, sanatçının 1996 yılında, ilk açılışı İstanbul’da olan fotoğraf sergisine aittir.
KİŞİSEL YAYIN - PERSONAL PUBLICATION - 1996 / www.uranus.com.tr
Bu kitap, Türk Fotoğrafçıları Kütüphanesi başlığı ile yayımlamaya başladığımız ve konusunda Türkiye’de ilk olacak dizinin yirmi üçüncü cildidir. Her biri Türk fotoğraf sanatçılarımızın dünden bugüne 40 seçkin eserinden oluşan dizi 2005 yılı sonunda 40 kitaba ulaşmış olacak. Dizi tamamlandığında sadece bugün için değil gelecek kuşaklar için de önemli bir bellek oluşacağına inanıyoruz. ANTARTIST YAYINCILIK ÖNSÖZ Elinde asası yerine fotoğraf makinesiyle Anadolu’nun masalına kendini adamış bir derviş gibi, daha önce gidilmiş güzergahlardan, ama asla basılmış yerlere basmayarak emin adımlarla ilerlediğini görüyoruz Erdal Yazıcı’nın. Bir salyangozun yaldızlı izleri gibi çarpıcı ve güçlü siyah-beyaz fotoğraflar bırakıyor ardında Erdal. Özellikle yaşlılarla ve çocuklarla izleyenlerini kıskandıracak bir iletişim kuruyor. MERİH AKOĞUL
ANTARTİST YAYINCILIK - 2005 / www.uranus.com.tr
ÇOCUK DÜNYAM / Binlerce çocuk dünyası: Hüzünlü, sevgi dolu bakışlar; insanın içini ısıtan, güç veren…Sokakta, okulda,köyde, yaylada, işyerlerinde…Doğal, kırılgan, saf ve ak; kocaman renkli dünyaları olan çocuklar…Film karelerinden çıkıp bizleri süzüyorlar… Onlarla yüzleşiyoruz; kitap sayfalarında, sergilerde… Korunan,sevilen, baskı uygulanan, yönlendirilen çocuklar. Yeri geldiğinde “başımızın tacı” yeri geldiğinde sokağa atılan; “iyi huylu, ahlaklı, hırçın, yaramaz, başarılı-başarısız, tinerci, geleceği parlak, dahi…” çocuklar. Çocukluğunu yaşayamadan, ,eğitim çağında ağır koşullarda oyuncaksız büyüyen, cinsel tacize uğrayan, çocuk yaşta anne olan çocuklar. Bir çok ülkede toplumun neredeyse üçte birini ya da yarısını oluşturan çocuklar…, Dev dalgaların, sellerin yuttuğu; savaşların ve depremlerin kırdığı çocuklar… Sahilde babasının sırtında dondurma yiyen çocuk ne de mutlu; Ya, çadırın önünde hüzünle bizi süzen çocuk?..Anneannesinin sıcaklığında gülümseyen, bakır işçiliğinde alnından soğuk terler döken; yaylada oyuncakları ve kedisiyle masallar diyarında yaşayan çocuk… “Ya sokağa kaçarsa…” kaygısıyla iple bağlanmış, okulda hayallerini resme aktaran çocuk… Dünyasını çiziyor olmalı. Çarşıda,pazarda, sepetli motosikletin içinde sıkışmış, yazın sıcağında hayvanları gölette yıkarken kaçırıp dakikalarca peşinde koşan çocuklar… Fotoğraf çekimlerim sırasında Türkiye’nin büyük kentlerinin yanı sıra bir çok küçük şehir,kasaba köy ve kırsal alanlarda çocuklarla unutulmaz an’lar yaşadım; onlardan birisi oldum; çocukluğumu yaşadım adeta.Fotoğraflarını çeken değil de arkadaşları oldum. Ortaya çıkan bu kareler yaşadıklarımızın “resmidir” .Fotoğrafçı olarak ben de varım bu karelerde. Yalın,çıkarsız sevgiyle bakıştık onlarla. Saatler boyu söyleştik, dertleştik ve “haberi çocuktan al”dım. Mutlu-mutsuz yaşamlarını, başarı ve başarısızlıklarını, becerilerini, havada uçan kuşu, dağdaki kurdu, ağacı,çiçeği, arıyı,kelebeği onlardan öğrendim. Geçmişte yaşanan olayları destansı bir dille onlardan dinledim. Küçücük bedenlerine kocaman dünyaları sığdırmışlardı. Bu karelerle, araladıkları pencereden dünyaları ‘kara kutu’ içinde ölümsüzleşti. ‘Çocuk Dünyam’ onların birer yaşam öyküsü; her gün aramızda gördüğümüz, sevilen, okşanan,horlanan, dışlanan, ‘göklere çıkarılan’, yeterli-yetersiz beslenen, iyi eğitim alan-alamayan…Yani onlar geleceğimiz, umudumuz… Çocukların dünyası, sevgiyle sulanıp korunması gereken birer çiçek tarlası. ‘Çocuk Dünyam’ bu dokunun/kokunun küçük bir parçası ve küçük bedenlerinde ‘kocaman dünyalar sığdıran arkadaşlarıma küçük bir armağan… Erdal Yazıcı, 19 Mart 2005, İstanbul
FOTOĞRAFEVİ YAYINLARI - 2007 / www.uranus.com.tr
BELGESEL FOTOĞRAF
URANUS YAYINLARI- URANUS PUBLISHING, 2015, İSTANBUL, TURKEY / www.uranus.com.tr
URANUS YAYINLARI 2021 / 1990 yılının baharında Karadeniz Ereğli’ye maden ocaklarından kömür taşıyan bu treni diğer buharlılardan ayıran özelliği yükünün emek olmasıydı. ‘Kara Tren’, madencileri ve yeraltında insanüstü çabayla çıkardıkları kömürü taşımaktaydı; tren gücünü, madencilerin alın teriyle yoğurduğu kömürden almaktaydı. Madenciler yorgundu, ‘Kara Tren’ler de... Kısa süre sonra buharlı lokomotifler depoya çekilip “müzelik” oldular. Son yolculuklarına tanık olduğum madencileri ve emeğini taşıyan “45017, 45001”ile diğer buharlı lokomotifler neredeler acaba? Ereğli Garı’nın bir köşesinde müzelik mi oldular, yoksa hurda demir yığınına mı dönüştüler? Ya anılar? Madencilerin, makinistin, ocakçının, onların geri dönüşünü özlemle bekleyen yakınlarının… Hepsi de siyah-beyaz fotoğrafın derinliğinde ve hüznünde gizliler. ‘Kara Tren’in kömür karası, buhar beyazı fotoğrafa da bulaştı; ikisi birbirini tamamladı adeta. ‘Kara Tren’in hüznüyle, siyah-beyaz fotoğrafın hüznü birleşti. Solgun fotoğraflar, o ‘an’ların ve anıların vesikası şimdi.
URANUS YAYINLARI 2021 / URANUS PUBLISHER 2021 / www.uranus.com.tr
URANUS YAYINLARI 2022 / Zilin çalmasıyla kalabalık hareketlendi Koza Han’da. Görevli bağırdı: “Sıraya beyler...” Erkeklerin ardı sıra ipekböceği kozası dolu çuvallarıyla kadınlar da girdi sıraya. ‘Fahrettin Bey’ ilk sıradaki çuvalın yanına yaklaştı; içindeki kozanın değerini belirleyecekti; Tahsin Alıç, dikkatle süzdü görevliyi; el emeği, alın terinin bedeli ‘Fahrettin Bey’in iki dudağının arasındaydı: “Senin malın ikinci kalite...” Dudakları titredi Tahsin Alıç’ın: “Ama Fahrettin Bey?” Fazla üstelemedi; çaresiz razı oldu malın bedeline; söylene söylene çuvalı kantara koydu; “45 kilo, bas mührü amca...”
URANUS PUBLISHER / 2022 URANUS YAYINLARI 2022 / www.uranus.com.tr